SATÜRN – Lord Shani

“Ve şimdi başlıyor Satürn’ün İhtişamının hikayesi.

Hint efsanesinde hikayelerin başında ‘şimdi’ kelimesini gördüğünüzde veya duyduğunuzda bilin ki anlatılacak olan hikaye bilgelikle donanmış yaşayan bir organizmanın doğumu gibidir. “Şimdi” kelimesi bir kitabı okumaya veya bir hikayeyi dinlemeye başladığınız her an yeniden yaşamaya başlayan bir hikayenin göstergesidir. Anlatıldıkça yaşamaya devam eden bir efsanenin yeniden anlatıldığı her an o hikayenin doğum günü gibidir. Yaşayan hikayelerin dünyasında zaman gelip geçen bir kavram değil; sembolik, öznel ve içsel bir idrakın bilebileceği bir gerçekliğinin dünyasıdır bu dünya.

Yaşayan bir öykü, nesillerce var olmuş bilgelik, insan bilincinin derinlerdeki ince dokusunda vücut bulunca yeniden doğmuş gibi olur. Her kurgu yazarının bileceği üzere yazım aşamasının bir süresinde karakterler adeta can bulur ve hikayenin gidişatını onlar belirlerler. Tek bir yazar tarafından yazılan dünyevi bir hikaye dahi kendine ait hayatların biçimini alırken, mitik tanrıların, kahinlerin ve kahramanların hikayelerinin ne kadar dinamik olabileceğini siz düşünün. Yaşayan hikayeler simbiyotik olarak insanlarla yaşar, yaşam gücüyle korunur ve spiritüel özümüzü besleyerek ona yönelttiğimiz ilgiyle beslenir. Ve bu kuvvetli hikayeleri okumak veya dinlemek onları besler ve can verir; onları bir parçamız yapmak onlara ev sahipliği yapmaktır; bu hikayeleri anlatmak onları çoğaltmaktır. Onlara samimi bir şekilde araç olduğumuz sürece bizimle birlikte yaşarlar ve bu sayede taşıdıkları bilgelik bize nüfuz eder ve bizden de ihtiyacı olan ve bu bilgiyi hak eden herkese yayılır. Aynı zenginlik, yemek, bilgi ve çocuklar gibi bu hikayeler de yayılmalı ve bir kuşaktan ötekine aktarılarak türünü devam ettirmelidir. Son dinleyicisi ölünce ölür bir hikaye, aynı bir ırkın soyunun tükenmesi gibi, bizim aracılığımızla çoğalıp yayılamazsa yok olur gider.”*

Ve ben de bugün tam da bu sebeple Lord Shani’nin, Sanskritçe yavaş, ağır anlamına gelen Satürn’ün hikayesini anlatmak istiyorum. Çünkü bugün (Cumartesi) Satürn’ün günü. Astroloji bloğunda kendisinden her zaman korkulan bu graha’nın bizlere nasıl rehberlik yaptığını sizlerle paylaşmak görevim gibi geliyor çünkü yaklaşık iki yıldır özellikle Satürn ile ilgili kitaplar okuyor ve ritüeller yapıyorum. Pandemi ile birlikte hepimizin hayatında büyük değişiklikler oldu ve benim için bu iki yılda en büyük değişiklikler Satürn’ün öğretilerini anlamakla başladı ve halen devam ediyor. Öncelikle Satürn Jüpiter’den sonra kozmostaki en büyük gezegen. Gazlardan oluşan, içi sıcak dışı soğuk, yavaş, bizim için karanlıklarda kalan en uzaktaki graha. Ve arketipsel olarak tam da bu özelliklerle anılır. Ayurveda’da da bahsi geçen üç beden tipinden biriyle Satürn’ü anlatacak olsaydık bu tamamen Vata olurdu. Vata beden tipi çok düşünce üretir ve Satürn de kişinin zihnini endişe, korku, kaygı dolu düşüncelerle etkileyebilir. Karanlıklarda olması Satürn etkisinde olan birinde yalnızlık, kendini izole etmek, görünmez olmak gibi durumlarla ifade bulabilir. Güneş etrafındaki dönüşünü 29,5 yılda tamamlar ve sembolik olarak ağır ve yavaş ilerleyen işler, sürekli yaşanan ertelenmeler Satürn’ün işidir. Büyük bir gezegen olarak kendini uzun boylu ama ince yapılı, damarları belirgin, yavaş yürüyen ve konuşan insanlarda gösterebilir. Bunlarla birlikte iç ısısı dünyanın iç ısısından daha yüksek olduğu halde Güneş’ten uzaklığı sebebiyle dışı soğuk ama yine de parlak olan bu graha bir çok kültürde sembolik olarak en büyük öneme sahip graha’dır. Bir zamanlar Batılı simyacılar tarafından “Siyah Güneş” olarak anılmıştır. Zaten Vedik mitte de Satürn Güneş’in oğlu olarak geçer. Güneş’in karısı onu ne kadar çok sevse de yakıcılığına dayanamaz ve gölgesini kendisiymiş gibi orada bırakarak Güneş’i terk eder. Durumun farkında olmayan Güneş karısı sandığı gölgeden çocuk sahibi olmaya devam eder. Bunlardan biri de Satürn’dür. Güneş’in gerçek karısından olan diğer çocuklar bu gölge annenin yanında çok mutsuzlardır çünkü gölge sadece kendi çocuklarına iyi bakmaktadır. Bir gün Güneş’in kendisinden önce olan çocuklarından birine bir lanet eder ve çocuk korkarak babasına koşarak durumu anlatır. Güneş hiçbir annenin kendi evladına böyle bir lanet okuyamayacağını bildiği için bu işte bir iş olduğunu anlar ve karısı sandığı gölgeyi kenara sıkıştırır. Güneş’in gücünden korkan gölge çözülür ve tüm hikayeyi anlatır. Güneş de hemen o anda gölgeyi terk eder ve kendi öz karısını bulmaya gider. Yani Satürn Güneş’in istemediği bir kadından doğma terk ettiği çocuğudur. Ama her ne olursa olsun babası Güneş’tir ve o da onun kadar üstün güçlere sahiptir. Öyle ki bir çocuğu daha olduğu için gururlanan baba Güneş, oğlu Satürn’ün gözlerini ona çevirmesiyle birlikte vitiligo denen bir cilt hastalığına yakalanır ve ışıltısı lekelenir; yeni doğmuş bebek Satürn merakla bakışlarını babası Güneş’in arabacısına çevirir ve adamcağız oracıkta düşer ve kalça kemiğini kırar. Satürn bir anda babasının arabasını çeken yedi atı görür ve merakla onlara döner ve atlar bir anda kör olur. Ne yaptıysa bir çare bulamayan yüce Güneş kendisinden böyle bir çocuğun doğduğuna inanamaz. Ve ancak Satürn gözlerini onlardan çektikten sonra Güneş, arabacısı ve atları iyileşir. Bu miti incelerken tabii ki gölgenin derinlerine inmek lazım. Gölgeden kasıt nedir? Bunu anladığımızda Satürn’ü anlamamız da kolaylaşabilir. Gölge yanlarımız diye bahsettiğimiz kendi karanlıklarımız, kara deliklerimiz. Bu yüzden bizden bu kadar uzakta olduğu için karanlıklarda kalan Satürn gölge yanlarımızla bizi her fırsatta yüzleştirir. Başka bir açıdan ele alacak olursak Yunanlar Satürn’e zamanın yöneticisi anlamına gelen Kronos demişlerdir. Kronos hem zaman hem karga tanrı anlamında kullanılır ve kargalar hem İtalya’da hem Yunanistan’da uzun yaşamı sembolize eder. Hatta Kabe’nin de Satürn’ü temsil ettiğine inanılır. Bunları birleştirirsek Satürn’ün uzun yaşamın, ölümün, zamanın sembolik yöneticisi olduğunu söyleyebiliriz. Batı psikolojisi de Satürn’ün arketipsel özelliklerinden bahsederken uzak ve soğuk oluşunu kullanır ve bizi hem fiziksel hem mental olarak dünyanın ritminden uzaklaştıran, yalnızlaştıran tüm meslekler (hapishanede çalışmak gibi), tüm ilgi alanları, yerler (tapınaklar gibi) Satürn’le ilişkilendirir. 

Vedik öğretinin Satürn’e yaklaşımı kader üzerinedir. Satürn’ün karmanın efendisi olduğuna inanılır. Birkaç yıldır elimden düşüremediğim Greatness of Saturn adlı bir kitabın bir versiyonunda şöyle der: “Hem uzun yaşamı hem refahı temsil eden Satürn, bir kralı dilenciye bir dilenciyi krala dönüştürebilecek güçtedir. Eğer senden razıysa hayatındaki tüm sıkıntıları yok eder, lakin değilse her şeyi yok eder. Hepimizin kaderi onun ellerindedir. Onun hükmünden kimse kaçamaz. Satürn’den başka hiçbir graha hem uzun yaşam hem bolluk veremez. Jyotişa Satürn’e büyük önem verir çünkü kaderi bir tek o değiştirebilir. Bu yüzden Satürn’ün bu hayatta senin için ne seçtiğini bilmek ve hayatı ona göre düzenlemek huzur bulmanın tek yoludur.” Biliyorum bunlar herhangi bir kutsal kitapta karşımıza çıkabilecek ağır ifadeler. Kişisel deneyimim ve bu zamana kadar incelediğim haritalar üzerinden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki evet Satürn bu hayatta bizi ne zorluyorsa onun arkasında çoğu zaman ama aynı zamanda yerinde çabalarımızın karşılığında bize sunulanlar da ondan geliyor. Mesela Marilyn Monroe kısacık hayatında kötü ne yaşadıysa haritasında Satürn’ün dokunduğu alanlarda bunları deneyimlerken tüm ün ve şöhreti de yine Satürn’ün desteğiyle kazanmıştır. Aynı şekilde John Travolta’nın haritasında da Satürn büyük bir destekçi. Kendi hayatımdan da bir örnek verecek olursam neyden kaçtıysam veya nereye doğru gitmem gerektiyse hepsinde Satürn’ün etkisi var. Ben artık öğretmenlik yapmak istemiyorum diye istifa ettiğimde henüz bunu bilmiyordum ve sonra haritamı bir Vedik astrologla birlikte incelediğimde gördüm ki benim öğretmenlikten kaçmam mümkün değil ve tam da o alanda Satürn oturuyor. 

Hayatta her şey ilişkiler üzerine kurulu ve en önemlisi kendimizle kurduğumuz ilişki ve eğer bu ilişkide dürüstlük yoksa işler yolunda gitmeyecektir. Ve bir haritada Satürn’ü inceleyerek kendi gerçeğinize yakınlaşıyorsunuz. Bu gerçek belki acıyla belki keyifle gelecek; o da artık bireysel hikayelerimizin parçası. Ama ne olursa olsun kendi hikayelerimizin kahramanı olmak ancak kendimizi keşfetmekle mümkünse burada Satürn’ün çok faydası olacaktır. 

Ezoterik öğretide Satürn baş öğretmen ve özellikle hayatımızın bazı dönemlerinde bu öğretmenle birebir dersler yapmak zorunda kalıyoruz. Ve bu dönemlerin en önemlisi kelime anlamıyla yedi buçuk yıl demek olan “Sade Sati”. Gerçekten de yedi buçuk yıl boyunca Satürn’ün özellikle ısrarla öğrenemediğimiz konularla ilgili peşimizi bırakmadığı bir dönem. Ortalama ömre sahip herkes en azından bir kere bu dönemden geçer. Haritanda Ay hangi burçtaysa ondan önceki burca Satürn’ün girmesiyle başlar. Satürn her burçta 2.5 sene konaklar. Yani Sade Sati’nin ilk 2.5 senesi Ay burcundan bir önceki burçta, ikinci 2.5 senesi Ay burcuna girdiğinde ve son 2.5 senesi Ay burcundan bir sonraki burçta tamamlanır. Her 2.5 senenin kendi içinde çoğunlukla bir teması oluyor. Kişisel haritalara göre etkileri çeşitlilik gösterse de genellikle yalnızlaştığımız, belki parasız kaldığımız, sevdiklerimizin vefat ettiği, evlilik, boşanmak, istifa etmek gibi büyük kararlar aldığımız dönemler birçok insanda Sade Sati dönemine denk geliyor. Ay burcumuz yaşam enerjimizi belirler ve Satürn Ay burcumuza girdiğinde çoğu zaman yaşam enerjimiz de azalır. Bunun sebebi bize işkence yapmak değil tabii ki de; içe dönerek kendimizle çalışmamıza vesile olmak. Ve böyle zamanlar her ne kadar zorlayıcı olsa da iyi değerlendirildiğinde ortaya mükemmel işler de çıkabiliyor. Birçok büyük sanatçı Sade Sati döneminde büyük eserler çıkarmıştır mesela. Ruhun mezarlığına çekilip orada düştüğü melankoliyle kim bilir ne eserler çıkaran sanatçılar olmuştur. 

Jyotisha serimin bir parçası olarak bugün itibariyle Satürn izin verdiği ölçüde her Cumartesi bu Satürn serisine devam ediyor olacağım. Bir sonraki yazıda Sade Sati’yi derinlemesine inceliyor olacağız. 

Sevgimle.

Berrin

Om Sham Sri Sanecharaya Namaha 

Kaynaklar: Greatness of Saturn

*Tırnak içinde alıntı yaptığım bölüm Greatness of Saturn kitabının giriş bölümünün kendi yaptığım çevirisidir. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s