NEDEN YOGA?

Nasıl yogaya başladığımın hikayesi “Ben Kimim?” başlıklı ilk blog yazımda var. Bu yazıda neden yogaya başladığımın sonradan anladığım sebeplerini biraz daha derinlere inerek anlatacağım. 

İlk zamanlar bedenimle yapabildiklerime hayranlıkla başladı her şey. Hareket etmek, durmaksızın düşünce üreten zihnimi de susturduğu ve böylece yoga çalışmasından çıktıktan sonra “Oh be, dünya varmış!” dediğim için devam ettim yogaya. Başlangıç seviyesi bir öğrenci olarak zaten çok şey beklemiyordum kendimden ama içimden de amma da güçlüyüm ya diyordum. Her şeyi hızlıca öğrenip yapabilmek hoşuma gidiyordu. Her şeyden kastım hareketler tabii ki! Nasıl da zorluyordum limitlerimi, nefesimi tuta tuta, acısa da devam ede ede. Aslında derslerine girdiğim tüm hocalar iyi hocalardı. Tüm incelikleriyle işlerlerdi dersleri. Hiçbiri yoganın duruşlarında değildi sadece. Yoganın hayatımıza anlam katabilmesinin yollarını tüm gereklilikleri ve yöntemleriyle anlatırlardı. Ama ben nedense önce pozları yapayım da sonra nefesle çalışayım kafasındaydım. E ne oldu? Tabii ki sakatlandım. İncindim. Bir yerden sonra yogamda ilerleyememeye başladım. Nefesim yetmez oldu. İçim darlandı. Derslerden küfrederek çıktığım günler de oldu. 

Bir yandan da yoganın ruhani yanıyla hiç alakam yoktu. Çocukluğumdan beri inançla inançsızlık arasında gidip geldiğim hayatımın inançsızlık safhasındaydım o zamanlar. Yoga benim için sadece bir spordu ve öyle de kalacaktı. E spor da yarışmacı bir ruh taşır ya! Ben de zaten hayatım boyunca yarışmışım her şeyle ve herkesle. Aynı davranış kalıbı yogada da başladı. Gizli gizli sınıftakilerle kendimi kıyaslamalar, illa o pozu da yapacağım diye evde çalışmalar. Bir dahaki derse gittiğimde tam olacak o hareket. Olduğu da oldu olmadığı da oldu ama bu arada ben yıprandım, yoruldum. Ve e bırakayım da geçsin şu haller diye yogayı bıraktım; o kafayı bırakıp yogaya devam etmek aklıma bile gelmemiş belli ki. Zaten gençlik bir yanda. 

Ta ki hayatıma eşim girip de sen neden yogayı bıraktın devam etsene diyene kadar yeniden başlamadım derslere. Ve şanslıyım ki bu sefer kısa bir süre içerisinde ilk hocam ve rehberim olan Ayça Algün’le tanıştım. Onunla birlikte algılarım açıldı, yoganın bir spor olmadığını o zamanlar idrak etmeye başladım; onun dersleriyle kaba etimin, kemiğimin, egomun, hareketli zihnimin ötesinde bir halim daha olduğunu, o halin nasıl da dingin ve bilge olduğunu öğrendim. O ne ders verirse onu almaya, o nereye giderse oraya gitmeye başladım.  Öyle bir başlamak ki hızlıca devamı 200 saatlik yoga eğitmenliğine bağlandı. Zaten öğretmen olduğum, bilgi aktarmayı ve paylaşmayı sevdiğim için de öğrenmek istiyordum yoganın derinliklerini. Stüdyo dersleri ve kişisel merakım sebebiyle yaptığım araştırmalar yetmiyordu artık. Bir rehberin disiplinine ihtiyacım vardı. 6 ay boyunca tek bir kurs gününü bile kaçırmadan eğitimimi tamamladım. Bol bol ders de verdim. Hem de çalıştığım üniversiteden öğrencilerime ve arkadaşlarıma. Ve bu eğitim boyunca nasıl değiştiğimi bu ilişkilerde gördüm. Çabuk sinirlenen, her şey kendi bildiği ve istediği gibi olsun isteyen o öğretmen gitmiş yerine öğrencilerin “Hocam siz hiç sinirlenmez misiniz?” diye sordukları bir öğretmen gelmişti mesela. Ben de kıs kıs gülerdim içimden ben mi sinirlenmem ha ha! Ki o zamandan beri yıllar geçmesine rağmen daha anca biraz biraz kendim de fark etmeye başladım aa eskiden olsa nasıl da sinirlenirdim buna dediklerimi. Bu arada buradan da selam olsun o güzel öğrencilerime ve arkadaşlarıma. Her staj dersimde yanımda olan, daha staj yaparken bana 10-15 kişiyle yoga paylaşma fırsatı veren herkese. 

200 saatlik eğitim boyunca eşimle de ilişkim çok değişti. Yaptığın yoganın işe yarayıp yaramadığını ilişkilerinden anlayabilirsin derler; özellikle birlikte yaşadığın partnerinle. Benim bunu fark edebilmemi ve fark edebildiklerim üzerinde çalışabilmemi kolaylaştıran bir diğer şey de eşimin de benimle birlikte eğitime başlamasıydı. Eğitime başladığımızda ilişkimizin birinci yılını henüz bitirmemiştik. Egolarımızın savaşıyla geçiyordu zaman. Onun yogayla da alakası yoktu aslında. Kişisel antrenör olduğu için o da yogaya başka türlü bir spor gözüyle bakıyordu sanırım. Birlikte vakit geçirmeye öyle alışmıştık ki; 6 ay boyunca hafta sonları olmayacağım fikriyle baş edemeyince o da yogaya başlamaya karar verdi. Ve daha ilk dersinden sonra büyülendi. O gün bugündür de yoga onun da hayatı oldu. Ve bizim ilişkimiz çok değişti. Birbirimizin aynası olduğumuzu anlayıp ilişkimizin mimarı olduk. Tüm insanlık halleriyle yaralarımızı gördük, kabullendik, onları sevdik ve değiştirebileceklerimiz için destek olduk, değiştiremediklerimizi de öptük başımıza koyduk. Hala da devam ediyor. İkimizin de egosu bir miktar törpülendi.

İşte yogayla aslına yakın bir kanaldan bağ kurunca en çok ilişkiler etkileniyor bundan çünkü sen artık o bildiğin, dışarıya gösterdiğin “persona”ndan başka bir şey olduğunu da öğreniyorsun. Ben de o benden öte bir beni keşfedince devam ettim yoga çalışmalarıma ve 200 saatlik eğitimim tamamlandıktan sonra hocamız bizim grup için 300 saatlik eğitimi başlattı. 200 saatlik eğitim mikro kozmosun keşfiyle geçti, 300 saatlik eğitim makro kozmosun keşfiyle. Yani kendin ve evren. Doğayla olan bağ, evrenin enerjisinin bedenindeki izleri, birlikte var olmanın getirdiği denge. Bunlar öyle kolay kolay anlatılacak şeyler değiller ama işte öyle bir bağ ki artık yoga hayatımın bir parçası değil hayatımın kendisi oldu. Daha sağlıklı bir beden, daha dingin bir zihin, daha samimi ilişkiler – hem kendimle hem sosyal çevremle –, ne istediğinle birlikte ne istemediğini daha da bilmek, daha parlak bir zeka ve cilt 🙂 Ve en çok da kendini, yaşadıklarını, yaşayamadıklarını, duygu ya da mantık dediklerini o kadar da büyütmemeyi, olanı olduğu gibi kabul edip, içinde bulunduğun halde, zamanda, mekanda göğsüne huzur dolduracak ne var, ne yapabilirsin, ne senin kontrolünde ne değil onu öğrenmek var. 

Bunlar bir anda olur mu? Bazılarına belki evet ama bana öyle bir anda olmadı. Yavaş yavaş uyandım uykumdan. Fazla toprağı, suyu, ateşi, havayı, boşluğu ağır ağır atabildim üzerimden ve hala da devam ediyorum. Kim bilir kaç hayat daha devam edeceğim! Zaten hiç acelem de yok! Bu sistem sabretmeyi de öğretiyor. Böylece kendine yüklediklerin veya hayatın sana yüklediğini düşündüklerin bir nebze de olsa hafifliyor. 

Şimdi bu yükten bahsedince babamla aramızda geçen konuşmalar geldi aklıma. Babaannemle tek çocukmuşum gibi şımartılarak büyüdüğüm için ailemle yaşamaya başladığımda büyük uyumsuzluklar yaşadık. Ve bu uyumsuzluğun sonucu gelişen olaylarda, her seferinde babam bana olan güvenini kaybettiğini söylerdi. Bir zaman sonra artık öyle bir noktaya geldik ki babam iki omzumda da tır dolusu yük olduğunu ve onların iğne deliği kadar bir boşluktan boşaldığını söylemişti. Onun yeniden bana güvenebilmesi için ve karşılığında özgürlüğüme kavuşabilmem için – her olay yeni bir cezayla biterdi – bu yüklerin boşalması şarttı ve ne hızla boşalacağı benim eylemlerime bağlıydı. Bunun travmatik yanları, baba-kız ilişkisi ve bıraktığı izler ayrı bir yazı konusu olur. Ben şu an sadece bu metaforun yoganın bana yaptıklarına benzerliğiyle konuyu bağlayayım. 

Varoluşumuza hizmet eden eylemler en nihayetinde bizi hafifleştiriyor ve yoga bu eylemleri yer yer aleni bir şekilde yer yer gizlice önüne seriyor. Ve kişi adanmışlıkla yoga yapmaya devam ettiğinde omuzlardaki o tır dolusu yükler başlangıçta iğne deliğinden, yoga çalışması ve kişi olgunlaştıkça da şarıl şarıl boşalabileceği bir genişlikten akıp gidiyor. Belki tıkanıyor yeniden, belki tırlar yeniden doluyor. O da artık kişiye, karmasına, hayat yoluna kalmış 🙂 İşte bir yandan da yoga bu yüzden hayatım oldu; insan olmak dediklerimizin yüklerini omuzlarımdan alıyor ve beni hafifleştiriyor diye. Beni ele geçiren o yükler, öfke gibi, kıskançlık gibi, sürekli tekrar ettiğim ama bana yararı olmayan davranış kalıpları gibi, bağımlılıklarım gibi birer birer zayıfladıkça, bana ve bütüne hizmet edebilecek olana alan açılıyor. Ben de her gün bana bu yolu açan tüm güçlere, hocalarıma ve tanıdığım tanımadığım tüm rehberlerime teşekkür ediyorum. 

Namaste

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s